Thursday, 2 February 2012

TUTKU ÜZERİNE...

Kendi yapadıklarımı başaran insanları kıskanmaktan vazgeçmek zorundayım. Kafamın içini kemiren, neden benim beceremediğimi değil de, neden onların hedeflerine ulaştığını sorgulayan şeytani bir ses bu. Oldukça kısık, derin. Ters mantıkla beslenen, yanlış sebeplerden yola çıkan. Pasif-agresif. Ben benle başbaşa kaldığında yalnızca agresif.

Bir de küçümseme huyu eklendi buna. Allah tutmuştur elinden! Ailesi sanatçı tabii, kanında var! Kısmet bu ya... Bahaneler gani! Beğenmeme de var. Ben de yaparım... Ben de yazabilirim.. Gayet sıradan bir üretim...vb.

Amaçlarına ulaşan her insanda hep aynı ortak özelliği tespit etmiş olmama ve bu sanki bende mevcut olmamasına rağmen ısrarla bir beklentim var benden. Hayatlarını okuyup izlediğim besteciler, dünyayı yerinden oynatan düşünürler, yarı ömürleri tutsak ya da sürgünde geçen ressamlar...Hepsinin içinde durdurulamayacak kadar kuvvetli olan bir tutku var. Yaptıkları işi yapma tutkusu. Sarapla beyaz çarşaflara yazan De Sade gibi... Deliren ama müziğiyle ölmeyi tercih eden Mozart gibi. Bethoveen'ın yirmili yaşlarında sağır olmasına rağmen yazması, asil ve oldukça varlıklı bir ailenin çocuğu olan Budha'nın açlık, yalnızlık ve sıradanlığı göze alarak doğruyu bulma yolunda çıktığı yolculuk..Üniversite'den sınıf arkadaşımın 16 yıldan beri hiç yılmadan film yönetmeni olmaya çalışması.. Kustarica'nın ödün vermediği sanatı ve sanatçı kişiliği. İçindeki fırtınaların tam ortasına herkesi sürükleyen Woody Allen ve sessiz çığlıkları. Mutlu adamdan sanatçı olmaz diyene kapak Chagall.

Her nerede bulunduysa, mantıkta, çılgınlıkta, aşkda, yalnızlıkda, umut veya umutsuzlukta ama mutlaka var olan o tutku... Deliler gibi kıskanıyorum sana sahip olan herkesi...

No comments:

Post a Comment